3 Kasım 2016 Perşembe

Benim bir hayalim var (I have a dream)

Yıllarca serzenişte bulunduk. “Benim şuyum yok, benim buyum yok. Ama sınıflar çok kalabalıktı o yüzden yapmadım. Maaşım zor yetiyor onu da ben mi düşüneyim.” 
Ama bu sözleri Erzurum da ki Birkan Özler Öğretmenim, İstanbul da ki Ahmet Naç Öğretmenim demedi. Ve güzel yurdumun her bir köşesindeki nice kahramanlar! Bu işe BENİM BİR HAYALİM VAR ile başladılar. Bir sürü zorluk çıksa da karşılarına -hepimizin karşısına çıktığı gibi- bırakmadılar, geri çekilmediler, pes etmediler. Kim bilir hangi insanlar kafalarını bozdu bu yolda? Kim bilir hangi zamanlarından fedakarlık yaptılar? Yılmadılar.
Eğer geri çekilselerdi, öğrencilerine ne kazandıracaklardı? Hayatta hiçbir zaman yılmamayı mı? Asla!
Bu mesleğe başlarken şunu çok iyi biliyorduk: Sözlerle davranışlar tutarlı olacak. Eğer Sen, bir öğretmen olarak, öğrencilerinin kahramanı olarak,  geri çekilirsen,  olmazdı. Biz bunu öğrencilere izah edemezdik. Ben böyle olamadım, sen böyle ol diyemezdik.
İyi ki yılmadın Birkan Öğretmenim, iyi ki yılmadın Ahmet Öğretmenim. Ve böylece monotonlaşmış, sıradanlaşmış bir hayat yaşayanlara  yeni bir soluk oldunuz. Sönmeye başlayan gözleri, yeniden canlandırdınız. Sadece birlikte zaman geçirdiğiniz öğrencilerinizin değil, bizim de kahramanımız oldunuz.
Beğenmediğimiz şeylerin değişmesi için artık söylenme zamanı değil, birşeyler yapma zamanı. Sözlerimizle düzelmiyor, yaptıkça düzeliyor. Yaşamımız hareket ettikçe renkleniyor. 
Hayat bize gülmüyorsa, biz ona güleceğiz. Hayat bizi sevmiyorsa, biz onu seveceğiz. Ve göreceğiz ki herşey daha da güzel olacak. 
Yaşam, o minik bedenlerin KOCCAMAAN  kalplerinde yer edince güzel. Yaşam, o güzel gözlerin sana baktığında içtenlikle parladığını görünce güzel. Ve son olarak İyi ki Öğretmenimm... :)

20 Eylül 2016 Salı

Nasıl bir sınıf/okul?

Sınıf ortamlarının ne kadar soğuk olduğundan ve bırakalım eğitimi, hayattan soğuttuğundan bahsetmiştik. Aklımızda oluşan bir soru!Nasıl bir sınıf?Nasıl bir eğitim ortamı?
Son yıllarda eğitim alanındaki en büyük gelişmelerden biri kuşkusuz geleneksel yaklaşımdan, yapısalcı yaklaşıma geçmek olmuştur. Hazırlanan öğretmen kılavuz kitaplarıyla, öğrenci ders ve çalışma kitaplarıyla yapısalcı yaklaşıma geçtiğimizi sanarken sınıflarımızda neden hiç değişiklik olmadı peki? Anlatım yöntemini azalttığımızda derslerimizde gösteri,deney,drama ve diğer öğretim tekniklerini uygulayabilmemiz için neden sınıflar,okullar hiç değişmedi? Sınıf mevcutları hala çok kalabalık,geleneksel anlayışa göre düzenlenmiş ve bu yüzden eğitim öğretim sırasında öğrenciye zengin öğrenme yaşantıları sağlanamıyor. Bu sadece kitapları değiştirmekle de olacak bir iş değil! Öğrencilerin ve öğretmenlerin küçük gruplar ve atölyelerde çalışmalar yaptığı, daha çok projeler üzerinden işlenen dersleri ve üniversitelere ve işe alımlarda da bunların değerlendirildiği bir ortam düşlüyorum aslında. İletişimin, ekip çalışmasının,dayanışmanın ve büyüklerimizden bizlere kalan değerlerimizin de işin içinde olduğu bir eğitim ortamı... Ortam derken de dört duvar arası aklınıza gelmesin sakın! 

27 Ağustos 2016 Cumartesi

İnsan serbest ve özgür olduğu müddetçe kendi olabilir ve kendini geliştirebilir. Şimdi şöyle bir gözlerimizi kapayalım ve geçmişe dönelim biraz. 6 yaşına geldiğimizde bir kısmımız ana sınıfına gitti. Orada yaşıtlarımızla birlikte sosyalleşir gibi olduk. Ertesi yıl 7 yaşında bir çocukken o tahtadan yapılmış, her tarafımızı ağrıtan sıralarda 3 kişi oturmaya başladık. Öğretmenimiz ders anlattı onu dinledik, o bel ağrıtan sıralarda. Hiç hareket bile edemedik o sıralarda. Öğretmenimizi 45 dk. boyunca çıt çıkarmadan dinlemek mi zordu yoksa o tahta sıraların bir zamandan sonra benim vücuduma çivi gibi batması mı? Oturduğumuz yere ve önümüzdeki masaya mahkum olduk. Şu an düşünüyorum o sıralar bize neler kattı, bizden neler götürdü? Ana sınıfının bize tanıdığı o özgür, serbest ortamdan bir yıl sonra bir çocuk için ağır gelebilecek bir ortama geçmedik mi sizce?